Yağmurlu günlere girdik.Sıcak hava yerini ılık rüzgarlara bıraktı.Sonbahar kendini hissettirdi.Yazın heyecanı,dinginliği hayatımızdan yavaş yavaş çekiliyor.Hüzün şarkıları çalmaya başladı radyolarda ;Hüzün,zaman zaman
Deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşılan kayalar gibi ruhum
Suskun,yorgun
Öylece durur
Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır
Silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden
Bir şeyler koparır.
Yakınlardaki bir camiden sala sesleri yükseliyor.İşte hüznün anlamı:ölüm.Mevlana bile kavuşma gecesi derken bir hüznü barındırmıyor muydu cümlelerinde?Sükunetin cezbe gelşidir hüzün.
Bu mekanlarda yeni insanlarla tanışmak nasip oldu son zamanlarda.İnsanlar olmadan mekanlar boş kalıyor,anlamsız oluyor.Yaşadığım yerlere bir anlam yüklemek adına insanlarını önemsiyorum.Bir dua öğrenmiştim; “Allahım beni sevdiğin kullarınla karşılaştır.”Bu duanın ardından yürümeye çalışıyorum. ‘Yolda’ yürümeyi seviyorum.Çünkü çoğu zaman beni bir yerlere götürüyor.Beklemediğim,ummadığım yerlere.Yine bir gün Gölbaşı sokaklarında yürürken Gerçek Hayat dergisinin afişini gördüm bir dükkanın penceresinde.İçerde kitaplar ve masasına oturmuş önündeki işlerle uğraşan dalgın bir adem vardı.Bu bir işaretti.Yeni bir açılımın işareti.İçeriye girdim.Ve tanıştık içerdeki havayla.Hüseyin ağabeyimiz.Yeni Şafak,Akit pardon Vakit gazetelerinin ve Gerçek Hayat dergisinin ilçe temsilcisi.Orta boylu,kıvırcık saçlı,hafiften esmer sürekli yüzü gülen 25-30 yaşlarında pozitif bir insan.Ortam biraz dağınık ama sıcak.İçerdeki gazete kokusu,kitaplar,kasetler bu işi yapan insanla bütünleşmiş samimi bir hava oluşturmuş.Dükkandan içeriye girdiğinizde dış dünyadan kopuyorsunuz,yeni bir atmosferi solumaya başlıyorsunuz.İlk karşılaşmamızda vaktim sınırlı olduğu için bir saat kadar konuşabildik.Fakat askeri sınırlar dışına çıktıkça her seferinde uğramaya çalıştım.Bir ara ilçede çıkan Mavi Çınar Dergisinden bahsettim.Tanıyorum dedi.İstersen çıkaran kişilerle seni tanıştırabilirim.Sevinirim dedim.Böyle tanıştık Muratla.Kendisi Mavi Çınar Dergisinin editörü ve merkezindeki kişi.Dergi edebi kimliğiyle yansıyor hayata.Şiir ağırlıklı ama nesirden yoksun değil.Yazarlarının geneli gölbaşından.Bunun yanında Antepten ve Maraştan yazı ve şiir gönderenler de var.Derginin yurtiçinde şimdilik 250 abonesi var.Ayrıca yurtdışına da gönderiliyor.Sayı derdimiz yok diyor Murat.Yeter ki insanlar birbirlerine ulaşabilsin,birbirlerini anlayabilsin.Belli bir amaç adına bir araya gelebilsin.Sen nasıl ulaştın dergiye ve bizimle neden tanışmak istedin?Kısacası derdin ne?Önce bir sükunet.Cümleleri kafamda toparlamaya çalışıyorum.İçimde bir yoğunluk.Bu yoğunluğu bir anda dışarıya yansıtmak kusmak olacak,cümle kurmak değil.Bu düşüncelerle başlıyorum konuşmaya.Askerlik yaptığım şubenin işlem katında ortada duran masanın üzerinde duran askeri dergilerin arasında buldum Mavi Çınarı.İncelemeye başladım.(Daha sonra Murattan bu sayının derginin ilk sayısı olduğunu ve tanıtım amacıyla her yere dağıtıldığını öğreniyorum.)O kadar askeri derginin arasında bu sivil dergi dikkatimi çekmişti.İlk yazı Sezai Karakoçla ilgili.Bu beni heyecanlandırdı.Bu derginin yazarlarıyla aynı safta olduğumuz hissine kapıldım.(Bu yazıyı Gölbaşı tren garında yazıyorum.Saat üç civarı.Garda yaklaşık 40-45 yolcu var.Kimi Malatyaya gidiyor kimi Adanaya.Yazının bu bölümüne geldiğimde beklenen tren geliyor.Yolcularda bir hareketlenme.Herkes bir an önce trene binmek için sabırsızlanıyor.4-5 yaşlarında bir kız çocuğu ablasını arıyor.Gençler kaldırıma oturmuş umarsız görünüyorlar.Kadınlar ise çocuklarını bir arada tutma telaşında.Küçüklerin neşesi görülmeye değer.Ve tren gara giriyor.Ortalık ana-baba günü gibi.Trenle gelenler inmeye çalışırken,treni bekleyenlerde binneye çalışıyor.Bu ikisi bir anda gerçekleşmeyince bir kargadaşır alıp başını gidiyor.Nihayet bu iki grupta amacına ulaşıp inmek isteyenler inip binmek isteyenler binince tren hareket ediyor.Ve gözden kayboluyor.Ortam bir-iki ihtiyar dışında sakin görünüyor.)Aynı hassasiyetleri paylaştığımızı düşümdüm.Çünkü Sezai Karakoç ismi bir referanstır.Bir kilit,bir şifre.Aynı yolda yürüyen ama birbirini tanımayan iki insan için.Nurettin Topçu,Fethi Gemuhluoğlu,Mustafa Kara,Necip Fazıl gibi.Bir heyecan bir hareketlenme.Mademki aynı heyecanları yaşıyoruz,neden tanışmayalım?İşte derdim.Murat bana bakıyordu.Anlamaya çalışıyordu.Önce sustu.Sonra evet dedi.İşte şimdi bu dergi gayesine ulaşmıştır.Bir süre muhabbet ettik.Özellikle şiire karşı bir aşinalığı var.Kelime kullanımında çok titiz.Aynı hassasiyetleri karşı taraftanda bekliyor.Sitemde derginin reklemını yaptım dediğimde biraz bozuldu.Reklam yerine tanıtım desek dedi.Haklısın dedim.Atatürk Üniversitesi Sanat Tarihi mezunu.Yumuşak bir sesi var.Dostça tavırlı.Askerliğini yapmamış henüz.Bu yüzden bazı konularda beni anlayamadığını düşüyorum.Konuşmamızın sonunda muhabbetimizi bir röportaj şeklinde sitede yayınlasam diyorum,pek sıcak bakmıyor.Sanırım düşüncelerini,cümlelerini tam olarak yansıtamayacağımı düşünüyor.Ne diyelim belki bir dahaki sefere…


